Rüyalar, uyuduğumuzda ortaya çıkan bir dizi görüntü, duygu, düşünce ve duyumdur. İstemsizdirler ve genelde uykumuzun REM aşamasında ortaya çıkarlar. Herkes rüyalarını hatırlamaz, ancak araştırmacılar herkesin bir gecede 3 ila 6 rüya gördüğüne ve her rüyanın 5 ila 20 dakika sürdüğüne inanırlar. Rüyaların hatırlayan insanlar bile uyandıklarında rüyalarının yaklaşık %95’ini unuturlar.
Rüyalar, nedenleri ve sonuçları konusunda psikologların henüz fikir birliğine vardığı bir fenomen değildir. Bazı psikologlar, önceki günden kalan gereksiz anıları silmek için rüya gördüğümüzü savunur. Bazıları, özellikle de terapiyle uğraşanlar, rüya analizlerinin değerli olduğunu savunurlar. Bu nedenle, rüyalar beynimizdeki bilgileri sıralamaya yardımcı olabilirken, uyanıkken görmezden geldiğimiz bilgileri düşünmemize de yardımcı olabilir.
Peki yaşamları boyunca özellikle rüya konusunda eğitilmiş psikologlara göre rüyalar nasıl yorumlanmalıdır?
Sigmund Freud

Freud’un ufuk açıcı kitabı The Interpretation of Dreams’de ortaya koyduğu rüya yorumuna bakış açısı, günümüzde hala oldukça popüler. Freud, rüya görmenin, rüya görenin bilinçsiz arzularını yansıtan bir dilek gerçekleştirme biçimi olduğuna inanıyordu. Ayrıca, bir rüyanın açık içeriğinin veya rüyadaki gerçek hikaye veya olayların, rüyanın gizli içeriğini veya rüyanın sembolik veya gizli anlamını maskelediğini iddia etti. Örneğin, bir kişi uçtuğunu hayal ederse, aslında bireyin baskıcı olarak gördüğü bir durumdan kurtulma özlemi duyduğu anlamına gelebilir.
Carl Jung

Jung’un rüya yorumuna yaklaşımının Freud’unkiyle bazı ortak noktaları vardır. Freud gibi Jung da rüyaların gizli anlamlar içerdiğine inanıyordu. Bununla birlikte Jung, rüyaların kişilerin arzularının yerine getirilmesi değil, kişiliğindeki denge arzusunu sembolize ettiğine de inanıyordu. Buna ek olarak Jung, rüyaların kolektif bilinçaltının ifadeleri olduğunu ve kişinin hayatındaki gelecekteki sorunları tahmin etmesine yardımcı olabileceğini öne sürdü.
Calvin S. Hall

Freud ve Jung’un aksine Hall, rüyaların gizli içerik içerdiğine inanmıyordu. Bunun yerine, rüyaların sadece uyku sırasında zihinde ortaya çıkan düşünceler olduğunu iddia eden bilişsel bir teori önerdi. Sonuç olarak, rüyalar birtakım bilişsel yapılar aracılığıyla kişisel yaşamlarımızı temsil eder. Örneğin, bir kişi rüyasında güçlü bir iş adamı olduğunu görebilir, ancak daha sonra her şeyi kaybedebilir, bu da kişinin kendisini güçlü gördüğünü ancak bu gücü koruyamayacağından endişe ettiğini düşündürür. Birey, gerçek hayatta eşinin dırdırcı ve talepkar olduğunu düşünürse, rüyasında da o şekilde görünecektir.